Skip to content Skip to footer

Baki Baba Yazılar

GÖNLÜMÜZDEN DAMLAYANLAR

  AŞK-I İLAHİ
 BAHAR UYANIŞTIR
BİR DİYAR
DOSTA DOĞRU
EY İNSAN
GÜNLÜK TESBİHAT
 HACI AHMET BABAM
 HACI BABA
İSLAM TASAVVUFU
MUCİZE KERAMET İLHAM
ÖLÜM VE UYKU
ÖLÜMSÜZLÜK
 RABITA
 RİTUELLER
SARIKAMIŞ HAREKATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE
SUFİLERİN DERECELERİ
TASAVVUF VE AHLAK
 TASAVVUF VE RÜYA
 TASAVVUFA KARŞI OLANLARA CEVAP
TASAVVUF-İ SOHBET
TASAVVUFTA DİNLEMEK
TEFEKKÜR
TEFEKKÜR ETMEK
TÜRBE ZİYARETİ
VAN HOŞAP ZİYARETİ
YOLCU
ZİKİR
MUHARREM AYI
EFENDİMİZİN GÜZEL ÖZELLİKLERİ

İslam dini Hz. Allah (cc) tarafından va’z edilip, Hz. Cebrail (as) aracılığı ile Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya (sav), O’nun tebliği ile de biz akıl sahibi insanların istek ve iradelerine gönderilmiştir.

Demek ki İslam dininin temel kaynağı Hz. Allah (cc) ve onun kelamı şanı yüce Hz. Kuran, Hz.Rasulullah (sav) ve O’nun sünnetleridir. Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edip,   âlemleri uğruna yarattığı Hz. Peygamber’ i (sav)   kabul etmek imandandır. Bunun aksini iddia etmek imansız ve inançsız insanların hayat felsefesidir.

Hz. Allah kendi zatında gizli bir hazine iken, bilinmeyi dilemiş… Bu dileyişle rabbimiz onun şahsında yokluğun bağrından varlığın nurunu yaratmış… O nur’dan tüm mevcudatın ruhlarının mayası teşkil etmiş.

O OLMASAYDI…   Şurası iyi bilinmelidir ki O yaratılmasaydı kâinat yaratılmazdı.  .Bu hazine  “Levlake levlak lemma halektül eflak”  kelamı ile aşk oldu.  Çünkü kâinatın yaradılış sebebi aşk’tı ve bizim peygamberimiz de o aşkın en parlak nuru idi. Karanlık gecelerin nurlu şafağı,  çölün ortasında ete kemiğe bürünerek Muhammed Mustafa (sav) kalıbında dünyamızı şerafyab eyledi. O şerefle yaratılan kâinat rahmete berekete gark oldu.O olmasaydı insanlar putlara tapmaya devam edeceklerdi… O gelmeseydi kız çocukları diri diri topraklara gömülecekti. Mazlumlar zalimler tarafından ezilecek, hak sahibi hakkını alamayacaktı. İnsanlar niçin yaratıldığını, hangi görevle mükellef kılındıklarını bilmeyeceklerdi.

O olmasaydı yüce yaratıcıyı zikir, eşyanın hakikati hakkında ki fikir ve hiçbir varlığın boşuna yaratılmadığı hakkındaki tefekkür bilinmeyecekti.O OLUNCA…     Allah’ın (cc) ve kelamı olan Kuranın sırları onun dili ile izah, hali ile örnek, ahlakı ile mükemmeliyet buldu. Ayeti kerimeler O’nun tercümesi ile ilahi olmaktan insani olmaya ve hayatlara hâkim kılınmaya başlandı. Beşeriyet kurtuluş muştusuna onunla kavuştu, onun şahsında küfrün zifiri karanlığı zeval buldu. Ahlak, edep ve karakter Onun şahsında zirve yaptı… O’nun kemal-i edebi ile edeplenenler beşerden, insan olmaya, insanlık kalıbında dolduktan sonra da kâmil mü’min olmaya yol bulmuşlardır.

O sadece bir topluluğa ve belirli bir zamana değil bütün zamana ve mekâna gönderildi. O yüzdendir ki biz iman edip ümmet olma şerefine erenlere Ümmet-i İcabet ve diğerleri de Ümmet-i Davet noktasındadırlar.

O’NDAN NASİPSİZLERKökü dışarıda dalları ülkemizin içinde olan bir takım farklı din mensupları İslam birliğini bozmak adına “Kurandaki İslam” ifadeleri ile sünneti bertaraf etme gayreti gütmektedirler. Dikkat etmek lazım! Şeytani fikirler hiçbir zaman sipsivri bir şekilde ortaya atılmaz. Mantık muhakemesine büründürülerek beyinlere enjekte edilirler. Bu konuda aldatılmışlar kendilerine ait olmayan ithal fikirlerle bilmeden söz söylüyorlarsa gaflet içindedirler. Eğer sözlerinde kasıt varsa o zaman sünnetler nezdinde İslam birliğine ihanet içindedirler.

O’NDAN ÖĞRENİLDİİnsanlık, müsebbibe yönelmenin esbaba tevessül etmekten geçtiğini ondan öğrendi… Çünkü O, savaşa çıkmadan önce Allaha dua eder sonrada savaşın gereklerini matematik denklemi çözer gibi tek tek yerine getirirdi. Emniyet tedbirlerini gizli tutar, istihbarata önem verir, zamanı zemini ve cihadı kurallarına göre yerine getirirdi. Çevresine hep muhabbetle muamele eden, hadiselere hüsnü zanla yaklaşan, cennetin müjdeleri ile çölde yaşayan iman edenlerin gönlünü gülistana çeviren idi… Diğer peygamberler den farkı:   en umutsuz görünen girift hadiseler karşısında dahi umudunu yitirmeyen bir peygamberdi…

Ye’is, telaş ve tereddüt onun kişiliğinde asla kendilerine yer bulamazdı. Her musafaha onun şahsında muhatabı için şefkat ve muhabbet olurdu. Enes ibni Malik: “On yıl Allah Rasulü’nün hizmetinde bulundum. Onun bana dokunan elinden daha yumuşak el, ahlakından daha yumuşak ahlak tanımadım. Yaşımdan kaynaklanan hatalarımdan dolayı bana hiç kızmadı” demiştir. O’nu görenler O’nun gül cemalinden daha güzel görmediklerini, onun gül kokusundan daha güzel bir koku koklamadıklarını anlarlardı.

Takva onunla bilindi, hayâ onunla yaşandı, vefa ondan öğrenildi, fazilet onunla erdemleşti, zarafet ve merhamet O’nun sıfatları arasında yer buldu. Mekke’nin fethine giden ordunun yolu -anne köpeğin yavrularıyla korku yaşamasın diye- değiştirildi. İbadedi içerisinde şükür, sıkıntılı hadiseler karşısında sabır kulluğun en üst seviyesin de onunla kaim oldu.

O GÜZELLİKLERİN MERKEZİYDİ…Güzelliklere dair her ne varsa onun şahsında numune-i imtisal oldu. Onun şahsında güzellikler tarif edilip tasvirleştirildi. Bu konulardaki sayısız örneklerin adresi hep o oldu. Allahın dinine iman, ibadetlerde ihlâs, ahlakta hilm (yumuşaklık), vakalara karşı feraset, savaşlarda cesaret, fakirlere infakta cömertlik, sözde ve özde doğruluk, kendi ile muhatap olanlara karşı tevazu, insanlara karşı samimi içten riyasız; arı duru bir muhabbet, velhasıl oturup kalkmasından tutunda tüm hayatında güzel ahlakı ile numune-i imtisal oldu. Hz. Ali (ra): “Biz savaş kızıştığında, gözler öfkeden kıpkırmızı olduğunda O’nun arkasına sığınırdık” diye buyururlar…

Müslümanlar için ailevi hayatı, beşeri münasebetlerde içtimai hayatı, maişet, ticaret ve mübadele (değiş tokuş) hususunda iktisadi hayatı, düşmanlara karşı askeri mücadeleyi gerek şahsi gerekse nebevi hayatı ile o, kurallara koydu.

 O (sav)

Kemâlat’ın şahikasında ki en kâmil insan…

Tebliğ ve temsil ettiği İslam’ın amele bakan yüzü olarak en güzel Müslüman…  Peygamberliğinden önce Allaha ibadet noktasında en abid kul…

Elinde bulunan malı, parayı ve ganimetleri yanında alıkoymayıp ihtiyaç sahiplerine hemen dağıtma noktasında en cömert mü’min…

Mekke’nin fethinde karşısına çıkan bir müslüman’ın heyecanlandığını görünce “bende kuru ekmeği yiyen bir dul kadının oğluyum” diyerek muhatabını rahatlatan en mütevazı beşer… Cahiliye döneminde dahi en kıymetli eşyaların kendisine emanet edildiği en emin şahsiyet…

Beşeri münasebetler noktasında dost arayana en nazik dost…  Yıllar sonra süt kardeşi Şeyma’nın kardeşi Damra ile karşılaştığında ona ihtimam gösterip hediyelerle uğurlayan en vefalı yaran…

Ezvac-ı tahirat analarımız için en sevgili eş…  en iyi arkadaş,

İçtimai hayat noktasında en latif aile reisi…

Çocukları için en hayırlı baba,  torunlarına en müşfik dede,  Allahın adının yer yüzüne hakim olma noktasında kılıcını ve zırhını üzerinden eksik etmeyen en cesur komutan…

Şahsında temsil ettiği İslam dinini ülke reislerine davet mektupları ile tebliğ noktasında en mahir diplomat…

Kendi hâkimiyetleri içinde bulunan Müslümanlara hatta gayri Müslimlere karşı en adil devlet adamı…

İnsanlığı cehaletin karanlığından İslam’ın nurlu aydınlığına götüren en doğru rehber…

Diğer peygamberlerin tebliğ ettiği tüm güzellikleri ve en seçkin risalet özelliklerini şahsında temsil eden en büyük peygamberdi…

                                                 O RAHMETİN SEBEBİ İDİ…            Allah onun şahsında insanlığa en büyük rahmeti ve nimeti, en muazzam himmeti hatta en büyük yemini onunla gönderdi ve O’nu bu imtiyazın sahibi kıldı. Çünkü önceki ümmetlerin imtihanları hem daha ağır hem de cezaları şiddetli olmuştur. Beşeriyet onun şahsında Allah indinde en yüksek din olan İslam dini ile müşerref oldu.

 

Rahmete hasret kalan çöller Onun duası ile rahmet ile tanışıp gülistan oldu. Çölde yaşayıp ta merhameti, şefkati yitirmiş kullar O’ndan insanlığı öğrendiler. Günah deryasında yüzen kullar onunla rahmete ererken, O’ndan mahrum nasipsizlerse zulmete boğuldu. Her konuda ifrat ve tefrit onun şahsında hizaya girip itidalle buluştu.  Cehalet içinde Benlik davası güdüp dünya hırsı ile ahlaksızlığın girdabında çalkalananlar onunla huzur sahiline yelken açıp saadeti buldular.

Onunla asra saadet, İslam’a devlet, insanlığa iffet, dünyaya bereket ve varlığa izzet geldi. O’nunla mağdur kölelerin, mazlum öksüzlerin, mahzun yetimlerin, merhamet edilmeyen kimsesizlerin, gönlü kırık gariplerin, boynu bükük fakirlerin, bağrı yanık anaların, çöl yürekli babaların yüzü güldü. Kin dolu yürekleri; hidayet ve kardeşlik ikliminde sevgi, şefkat, letafet ve nezaket gülzârına çevirmişti. Bütün olumsuzluklar onunla güzelliklere tebdil olmuştu.

O, ukbayı dünyaya tercih ederek dünya ve ahiret dengesini en mükemmel bir şekilde temsil etmiş; sade duru ve mütevazı bir hayat yaşamıştı, dağıtmayı biriktirmeye tercih etmişti…

Onunla müminler rabbine şirksiz bir iman ve salih bir amel yapmayı öğrendiler.

O İSLAM KARDEŞLİĞİNİ KURDU            Medine ye teşrif ettiklerinde iman etmelerine rağmen panayırları ve oturdukları yerler farklı olan Evs ve hazreç kabilelerini “ İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi de sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız” buyurarak İslam kardeşliğini tesis etmiştir. Tavır ve davranışları ile yürekleri feth etmiş. Onu öldürmeyi planlayan onda dirilmiş. Müslüman olmadan önce adı; Cündep bin Cünabe, dağ başlarında kervanları soyan, yol kesen eşkıya bir bedevi iken peygamberimizi tanıdıktan sonra adını bile değiştirerek yol gösterici bir Ebu Zer El Gıffari olmuş.

O’NA HİTAP HEP ÖZEL OLDU            Hz. Allah (cc) Kur’an’da O’ndan bahsederken “Allahın Rasulu,    Ey Nebi,  Ey Müdessir,  Ey Müzemmil, Taha, Yasin, Muhammed, Ahmed” (sav)  diyerek tazimkâr bir ifade ile hitap etmişler. Tüm peygamberler sadece kendi kavimlerini uyarmak üzere gönderilmiş. Bizim peygamberimiz (sav) Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Allah (cc) hiçbir peygamberin adını kendi adı ile birlikte zikretmezken O’nun için “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” buyurmuşlar.

O’NUN ARDINDAN DUYULAN SAYGIYa Rasuallah (sav);

Göz gönülden bakınca senden daha güzelini görmedi. Analar senden daha güzelini doğurmadı. Sen ayıp ve eksiklikten nev- i beşere ait noksanlıklardan münezzeh yaratılmışsın. Asırlardır saklanan sakalı şerifin sevgili ümmetince her ihya gecesinde topluca ziyaret edilir.

Sen gölgesi olmayan bir nursun. O yüzdendir ki gerçek sakalı şerifin gölgesi düşmez            Vahye mazhar olanı anlamak için donanım lazım.. Tebliğ ettiğin din akıl ile kabul edilip gönül ile ihata edildi. Çünkü akıl sudan yaratılmıştır,  üzerinde bir şey kalmaz. Kalp topraktan yaratılmıştır. Sohbetini ve sünnetini kalple topladık ki yeşersin.

 24.10.2008

Abdul Baki ÇINAR

Yorum Yapın

Kıble Yönü Nasıl Bulunur

Kıble ile ilgili ayati kerimede Rabbimiz “(Ey Resûlüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.”(Bakara-150) buyurmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki bir camide kıblenin 45° hatalı olduğunu yeni atanan genç bir imam 67 yıl sonra farketti ve Müftülüğü uyarmasından sonra durum tespit edilerek camide şeritlerle düzeltilme yoluna gidildi.ve Cemaat şimdiye kadar kıldığımız namazların durumu ne olacak? diye sormaya başlamış e haklılar tabi madem Diyanet imam atıyor o zaman bunu tesbit etmek de bu kurumun görevi.

Oysaki malum olduğu gibi namazın şartları 12dir. Dışındaki şartlar altıdır. Bunlar (1-Hadesden taharet,2-Necasetten taharet,3-Setri avret,4-İstikbali Kıble ,5-Vakit ve 6-Niyet) dir. Yani namazın kabul edilmesi için önce bu dışındaki şartların hepsinin yerine getirilmesi gerekmektedir. O zaman bazılarının dediği gibi Allah her yerde her yer kıbledir lafıyla bu şart yerine gelmiyor.

Peki madem kıble şart burdaki yanılma payımız nedir . Çünkü Kabe’ye olan uzaklığımız Türkiyeyi baz alırsak 1.700-2.500 km arasında değişmektedir. Bu mesafeden kabeyi hizalamamız mümkün değil zaten ayette Kabe değil Mescidi Haram diye geçiyor peki orayı tutturmamız mümkünmü oda çok zor.çünkü 1°nin onda biri hasasiyet gerektiriyor. O zaman hiç olmazsa Mekke şehrini hizalayalım. buda ortalama 1° hassasiyet gerektiriyor. Bireysel olarak yönelmemiz biraz zor ama en azından camiler yapılırken buna dikkat edilebilir.

Peki bunun dışında kutsal mekanın varlığı nereye kadar devam ediyor ona bakalım. Malum olduğu üzere Efendimiz umre veya hac yapacağı zaman ihrama Kabe’ye veya Mekke gelmeden önce Medineden, veya Taifdeyken ihrama girerdi. Bu şekilde Mikat sınırları ortaya çıkmıştır. Mikat sınırlarını baz aldığımız zaman esneklik payımız toplamda (2.5° sağa veya sola) olmak üzere toplam 5° olmaktadır. ki günümüzdeki güneş saati ile açımızı 1° altında hassasiyetle rahatlıkla belirleyebiliyoruz. o zaman bunu camilere uygulamak zor mu? elbetteki değil. Alttaki linkte bulunduğunuz ilin ilçenin köyün hatta evinizin kıblesini güneşe göre çok rahatlıkla tespit edebilirsiniz.

Yorum Yapın

Üç Aylar ve Regaip

Bismihi Teala;

“Muhakkak ki; Allah’ın yeri ve göğü yarattığı günden beri ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.” Tevbe Suresi Ayet 36

Resulullah SAV Efendimiz “Receb Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ümmetimin ayıdır” buyurmuşlardır.

Denilmiştir ki: Receb cefayı terk ayı, Şaban amel ve vefa ayı, ramazan ise sadakat ve safa ayıdır.

Receb tevbe ayıdır, Şaban muhabbet ayıdır, Ramazan Hakka yakınlık bulma

ayıdır.

Receb hürmet ayıdır, Şaban hizmet ayıdır, Ramazan nimet ayıdır.

Receb ayında iyilikler kat kat artar, Şaban ayında kötülükler kalkar, Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar.

Mübarek Receb-i Şerif Ayı’nın Fazileti

Receb, Şaban ve Ramazan ayları Mübarek Üç Aylardır. Üç ayların ilki olan Mübarek Receb ayı Kuran-ı Kerim’de Cenab-ı Allah (CC)’ın bildirmiş olduğu haram aylardandır.
Mübarek Receb Ayına “Receb-i Mudar”, “Munsil-ül Esine”, “Şehrullahil Esamm”, “Şehrullahil Esabb”, “Şehrul Mutahhar” isimleride verilmiştir.
Resulullah SAV Efendimiz bu aya “Şehri Mudar” ismini vermiştir. Zira, Mudar kabilesi, bu aya çok tazim etmiş, büyük bilip saygı göstermiştir.
Receb-i Mudar isminin verilmesinin bir sebebi de şudur ki: O ayda müşriklerden bazıları, diğer kabilelerden birine beddua etti. Onların bu bedduası üzerine Allah Teala o kabileyi helak etti.
Mübarek Receb ayına “Munsil-ül Esine” denmesinin sebebi: Receb ayı geldiği zaman mızraklar indirilir, kılıçlar kınına konur, oklar yaydan çekilir, böylece Receb ayına tazimle ve saygı ile girilir.
“Şehrullahil Esamm“ denilmesinin sebebi ise: Esamm kelime manası olarak ‘sağır’ demektir. Bu ay kulların günahlarını, hatalarını duymaz. Kıyamet gününde kulların hep iyilikleri için şahitlikte bulunur. Bundan dolayı “Sağır Ay” denilmiştir.
“Şehrullahil Esabb” denilmesinin sebebi ise: Allahü Teala bu ayda kullarının üzerine rahmet yağdırır, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetlere boğar.
“Şehrullahil Mutahhar” isminin verilmesini sebebi ise: Bu ayda oruç tutanların günahları ve hataları temizlenir.
Receb-ı Şerif Ayında oruç tutmanın fazileti:

-Bir kimse Receb ayının ilk günü oruç tutar ise, bu orucu bir aylık oruca bedel olur.

-Bir kimse Receb ayında yedi gün oruç tutar ise, kendisine cehennemin yedi kapısı kapanır.

-Bir kimse Receb ayında sekiz gün oruç tutar ise, ona cennetin sekiz kapısı açılır.

-Bir kimse Receb ayının tümünü oruçlu geçirir ise, Allah CC ondan razı olur.

Receb-i Şerif Ayında Kılınacak Namaz Hakkında

Selman-ı Farisi (R.Anh)’den Rivayetle Resulullah SAV Efendimiz şöyle buyurmuşlardır. “ Ya Selman iman edenlerden kadın veya erkeklerden biri bu ayda otuz rekat namaz kılarsa, Allah Teala onun günahlarını siler” Selman-ı Farisi “Ya Resulallah bu namazı ne zaman ve nasıl kılacağımı bana bildir.” diye buyurduğunda, Resulullah SAV Efendimiz:

-Ya Selman! Receb ayının ilkinde on rekat kılarsın. Her rekatında bir kere Fatiha suresini okuduktan sonra üç kere Kafirun suresini okursun, üç kere de İhlas suresini okursun. Namazı bu şekilde kılıp bitirdikten sonra,şöyle duada bulunursun:

“Allah’tan başka ilah yoktur, birdir, ortağı yoktur. Hamd O’na mahsustur, O öldürür, diriltir, O ölmez, diridir. Hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir. Allah’ın verdiğine kimse engel olamaz, engel olduğuna kimse bir şey veremez. Hiçbir iyilik sahibi kendiliğinden faydalı olamaz. Zira iyilik Allah’tandır.”

“Receb Ayının Ortasında dahi on rekat ve Receb ayının son on günü girdiğinde, bu on gün içerisinde bu namazı on rekat olarak kılarsın” buyurmuşlardır.

MÜBAREK REGAİB GECESİ’NİN FAZİLETİ

Mübarek Receb ayının birinci günü mübarek bir gündür, gecesi mübarek bir gecedir, ihyâ edilmesi gereken günlerden biridir. Bugün recebin birinci gecesi olduğu için mübarek bir gecedeyiz. İkincisi: Bir cuma gecesi olduğundan mübarek bir gecedir. Onun için de ikinci bir defa mübarektir bu gece.

Regaib, kelime manası itibariyle; çok sevilen, sayılan, pahası ağır olan ihsanlar, fazilet ve bereket demektir. İhsan, rahmet ve affı yağar. Peygamberimiz, bu gecede yapılan duaların geri dönmeyip, kabul edileceğini şöyle buyuruyor:

“Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez. Yani kabul olur. Bunlar;

  • Recebin ilk cuma gecesi,
  • Şabanın on beşinci gecesi,
  • Cuma geceleri,
  • Ramazan Bayramı gecesi,
  • Kurban Bayramı gecesi.

Regaib gecesinin gündüzü oruçlu geçirilmelidir. Bu gecede on iki rekat namaz kılınmalıdır. Bu namazda okunacak sureler sırası ile şu şekildedir:

Bir kere Fatiha suresi okunacak, on iki kere İhlas Suresi, Üç Kere Kadir Suresi okunur. Her iki rekatta bir selam verilir.

Tüm İslam aleminin Mübarek Regaib Gecesi ve Üç Aylarını Tebrik eder, Bütün İnsanlığın Hidayetine vesile olmasını Cenab-ı Allah (CC)’ dan niyaz ederiz.. Rufai Seyyitleri

Yorum Yapın